22 02 2012

Colin Ateş

 


Gündemi geç takip ettiğim yadsınamaz bir gerçek ama ettiğim sözleri çoğunlukla unutmam. Birkaç yıl önce -transferleri söz konusu olduğunda-  GS Kazım'ı alırsa GS'ın sadece bir sempatizanı olacağımı, Necati'yi de aynı süreçte kadrosuna katarsa GS'ı desteklemeyi bırakacağımı söylemiştim. Süreç farklı da olsa işledi. İlk önce Kazım geldi, oynadı, sempatizan olarak maçları takip ettim, onun başka takıma transferi sonrası tam oh çekecekken bu sefer Necati geldi ve heves kursakta kalmış oldu. Sözümü tutuyor, GS'ı tutmuyorum. 

21 02 2012

Gençliğe Hitabe


Son günlerde Hitabeler üzerindeki tartışmalardan tenzih ederek izlemek ve düşünmek için.

15 02 2012

Salinui chueok


Filmin imdb puani 8.1, film hakkında hep olumlu eleştiriler duydum. Bu filmde veya buna benzer filmlerde ne bulduklarını yahut eğer birşeyler buluyorsanız ne bulduğunuzu birileri bana açıklayabilir mi?

13 02 2012

Un Prophete


Celda 211'i Ankara'da gezici festival sırasında izlemiş ve çok beğenmiştim. Un Prophete'yi ise Nedim Hazar'ın bir yazısında duymuştum. Edindiğim filmi sonunda izlemek nasip oldu. Ve Un Prophete Celda 211'e göre daha derinlikli anlatımı, daha yönlü senaryosu ile öne çıkıyor. Hapishane Korsikalılar, Müslümanlar ve birkaç çingeneden (kısacası azınlıklardan) oluşuyor, yani Fransız suçlu yok, sadece gardiyanlar var Fransız olarak. Bu bakış açısına rağmen güç, cesaret, suç, kader ve inanç temaları çok başarılı bir şekilde filmde eritilmiş ve film kalifiye oyunculukları ile göz dolduruyor. Atmosferi kurmada mekan ve sarsıcı bir şekilde taçlandırılmış bir görsellik,  konuyu en iyi şekilde anlatmak için kullanılmış ve gayet başarılı bir sinema ortaya çıkmış. Benim algıma göre filmde Hak Din "yönetmence" objektif yansıtılmış. Zannımca bu konuda bir sorgulama öngörülmüş ve kanaat seyirciye bırakılmış.

Çok iyi çekilmiş bir çatışma sahnesi.

Filmin ismi nereden geliyor, sorusunun cevabı bu ilginç ve güzel sahnede saklı.

12 02 2012

Irkçılık ve Korku Güdüsü


Ünlü bir romanın uyarlaması olan film, iki ana konu üzerinden toplumsal sorunlara derinlemesine göz atıyor. Bunlardan ilki ırkçılık ki doğunun batıdan ne çektiğini, özellikle siyahilerin sanayi devrimi ile ne hallerde kullanılarak, batılının pis işleri için nasıl suçlandığını gösteren film, ikinci olarak korku psikozu üzerinden "önyargı" kavramını irdeliyor. Film Amerika toplumunun korku ile nasıl güdülerek yönlendirildiğini küçük bir kasaba çerçevesinde başarıyla aktarabiliyor.
1962 yılı yapımı bol ödüllü film küçük oyuncularının başarılı performasıyla olduğu kadar başarılı atmosferi ve nitelikli yönetimi ve gizemli hikayesi ile de izleyiciyi sürüklüyor. 12 Angry Men kadar olmasa da Mahkeme filmleri arasında da seçkin bir yere sahip film, sonraki yıllarda daha da ünlenecek Robert Duvall'ı da kadrosunda barındırıyor. 


İdealleri uğruna kendi öz toplumu tarafından dışlanmayı göze almış hakkaniyetli avukat Atticus Finch'in yaptığı etkili savunma sonrası kariyerine aldığı büyük darbenin aslında mazlum toplumda nasıl bir etki uyandırdığını gösteren etkileyici sahne.  

05 02 2012

İzlenen

29 01 2012

İrlandalı.


Tek cümle ile: Olayların çok hızla ilerlediği, detayların es geçildiği, yan karakterlerin fos olduğu, asıl konunun kendisini oluşturması gereken Avrupa'daki ırkçılığı birkaç basit, spot cümle ve bolca küfür ile geçiştiren fakat yine de gerçek bir hikayeden uyarlandığı için ilgi çeken, ayrıca iyi bir oyuncu kadrosunu da barındıran eğlenceli bir yapım.

28 01 2012

The Word is Yours! Türkçesi: Dünya Kimseye Kalmaz


Filme dair yukarıdaki afişin eksiği Para, Güç veSaygı'nın yanında "Kadın".


Nereden...


Nereye!
*
Yıllardır filmin klasik siyah beyaz afişinden aldığım olumsuz etkileşimden sonunda kurtularak filmi izledim. İnsanın para, güç, makam ve kadın ile yahut bunlardan herhangi birisi ile nasılda körleşebileceğini anlatan film çöküşün resmini tuvale değil beyaz perdeye hemde kırmızı renklerle çiziyor. Brain De Palma filmini an geliyor öyle acımasızlaştırıyor ki, maksadını izleyicinin gözüne sokarak belirtiyor. Bunu da haz duyarcasına yaptığı anlaşılıyor. 

27 01 2012

Yönetmenin Ölümü


Birlikte "Ulis'in Bakışı"nı iki günde ancak seyredebildiğimiz dostumdan gelen mesajla öğrendim öldüğünü Yunan yönetmenin. Nasıl ölmek istersin diye sorsalardı yönetmene, bilinmez ama herhalde çekimini yaptığı bir film setinde derdi ve öyle de oldu. Kendi hayat telakkisi adına da bu ölüm çoğunluğun dediğinin aksine yersiz, zamansız bir ölüm değildir sanıyorum. IMDB'den kaç film yönetmiş diye baktım, 20 filmi görünüyor. Film arşivime baktım, 6 filmi bende mevcut. Şaşırdım, açıkçası daha çok filmine sahibim sanıyordum. Bende bulunan filmlerinden yalnız 2 sini izlemişim. Onların da izleme süreçlerini tahmin etmek zor değil. Her ne kadar seyrettiklerimi böyle seyretsem ve yeteri kadar filmini izleyemesem de; O'nun filmlerinden bir kare, bir sahne, bir diyalog, monolog, içses yahut az bir müzik insanı sinemaya inandırmaya yeterdi ve O "Dünyanın sinema tarafından kurtarılabileceğine inanmak isterim" diyecek kadar da sinemaya inanarak bağlanan bir isimdi.

Arşivimde bulunan filmleri, Voyage To Cythera, Landscape in the Mist, To Vlemma tou Odyssea (Ulis'in Bakışı), Eternity and Day, Trilogia I : To Livadi pou dakryzei (Ağlayan Çayır), Dust of Time.

En çok merak ettiğim filmleri; Leyleğin Geciken Adımı, Puslu Manzaralar, Kumpanya.

Belki gün gelir Angelopoulos'un filmlerini izleme ve değerlendirme imkanına sahip oluruz.

Alin Taşçıyan'ın yönetmen ile ilgili güzel yazısı.

Notlarımı karıştırırken gözüme çarpan güzel bir ayrıntıyı da buraya eklemek istedim. Sight&Sound'un 1952'den bu yana her on yılda bir yönetmenler ve eleştirmenlere ayrı ayrı sorarak düzenlediği en iyi film listelerine Theo Angelopoulos'un 2002 yılındaki katkısı.

  1. Citizen Kane (Welles)
  2. Ivan the Terrible (Eisenstein)
  3. Ordet (Dreyer)
  4. 8 1/2 (Fellini)
  5. Nosferatu (Murnau)
  6. L'avventura (Antonioni)
  7. The Gold Rush (Chaplin)
  8. Ugetsu Monogatari (Mizoguchi)
  9. Pickpocket (Bresson)
  10. Persona (Bergman)

26 01 2012

Cave of Forgotten Dreams


Filmi 25 Ocak akşamı saat 19:10'da Büyülü Fener'de yapılan özel gösteriminde izledik.

11 01 2012

09 01 2012

İzlenen

07 01 2012

Hey Ghost, be Lost!


IMAX sinema sistemini 2000'lerde Ankara'da bulunduğum zaman duymuş fakat bir türlü bu salonda film izleme imkanım olmamıştı. Son iki buçuk yıldır Ankara'da yaşıyor olsam da ancak Ghost Protocol ile geçtiğimiz hafta içi bu sistemi köşesinden bucağından tanımaya başladım. IMAX hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden gittiğim filmde, ses sisteminin gücü, bazı karelerdeki görüntünün devasa büyüklüğü ve netliği dikkatimi çeken şey oldu. Sinema salonunda film seyretmenin özel bir anlam ifade ettiği izleyici için, tecrübe edilmesi gereken bir deneyim olduğunu düşündüğüm IMAX, şu talihsizliği de içinde barındırıyor: İstediğiniz her filmi IMAX salonunda izlemeniz mümkün değil.

Ghost Protocol açısından: Her hali klişelerden müteşekkil filmin sadece açılışındaki harika Budapeşte görüntüsünü IMAX salonunda görmek etkileyiciydi. Artık yetmez mi bu kadar tehlikeli görev? Yetmez mi dünyayı kurtardığınız?

05 01 2012

Özlem, özlenen...

Photo: Kerekes Istvan



Bazen insan öyle özlenir ki... Özlenen bilse yokluğundan utanır.

31 12 2011

Kimseler uğramaz semtine, uğrayanlar ise görmez seni.

Mevsimler hep İlkbahardan başlar. Gönlümüze güzeli, şevki, heyecanı, yaşam arzusunu ve sevdanın tohumunu İlkbahar atar. Yaz genelde tembeldir. Kış ise telaşlı. Ya Sonbahar?.. Sonbahar bize hüznü taşır o kızıl sıcacık kollarında. Sonbahar bizi umutlu bir hüzne gark eder. Yolcuya yolculuğun elemini, elemin içindeki kabullenişi, geri dönülmez çizgileri hatırlatır ve hissettirir en derinimizde. Sonbaharda yollarda olmak güzeldir. Hem zaman hem insan bilir yolculuğun sona ermezliğini. Bu serüvende önemli olan ise maksud olunan menzildir.



Ben de Sonbaharda yollarda idim.


Kainatın müthiş harmonisinin bir levhası olan yeşilin kızıla döndüğü, canını yeniler için yitirdiği, rengini temaşa için feda ettiği yerde idim.

29 12 2011

Gölgesizler "var ile yokun" arasında kovalar sizi.

"Kunduracı, gelişinin nedenini pençeli ayakkabılara benzeyen çok kullanılmış bir gülümseyişin ardına gizleyerek kapıdan girdi."
"Karanlık, çınarın yapraklarını birbirine ulayıp onu henüz patlamamış dev bir hıçkırığa dönüştürüken bire ikişer dağıldılar."
"Yalnızlığımı paylaşan yapayalnız bir canlıydı o çünkü; ulaştığı ufka gölge düşürmeden sessizce beklemeliydim."
"... mühür kesesini herhangi bir iç organıymış gibi çıkarıp masanın üstüne koydu."
"...soluk alıp vermeden, giderek koyulaşan bir sessizlikte öylece..."
"Onlar avlu kapısına girince, anason kokulu binlerce sövgü kalıyordu geride.."
"Öyle susuyordu ki, sessizliği muhtarlık odasının duvarlarından sızıp dışarı taşıyor, köy meydanında gündüzden kalan ne kadar ses varsa hepsini silip geçiyordu."
"... yuvarlandı ya da, yolun o kenarından bu kenarına hırçın bir civa damlası gibi aktı."
"... kıstırılmışlık duygusunun öfkeyle buluştuğu noktadan ona bakıyordu hala."

25 12 2011

Altı bin yetmiş yedi'de bir, iki*.

Buraya son girişimden sonra bir türlü imkanım elvermedi tekrar yazmaya. Halbuki, ne de güzel şeyler oldu...  Mesela, Mersin'deki görevimiz sona erdi, evime, yuvama döndüm.
Yine mesela, İstanbul'da sadece iki, Ankara'da bir salonda sadece bir hafta gösterime giren, hatta o bir hafta içinde bile 3-4 gün gösteril(e)meyen bir filmi görme imkanım oldu. Nasıl gösterilemeyen, demeyin,  olay şöyle oldu: Mersin'den bir hafta sonu için dönmüştüm, tabi ki aklımda Tree of Life'a gitmek var. Pazar günü Kentpark'daki sinemayı aradım, 18:30 seansı için yer ayırtmak istediğimi görevliye iletince, adam, "Efendim, Hayat Ağacı"nda problem var, filmi gösteremiyoruz, zaten birkaç gündür de gösterilmedi" deyince, kalbim hüsranla dolduğu gibi aklım öfke ile yoğurulup kötü sözler sarfettim. Tabi ki görevliye değil. Ama yine merakım dinmemişti, Acaba hafta içi film gösterilecek miydi? Hafta içi olduğunda Mersin'den sinemayı ayarak, sorumu sordum ve aldığım cevap sinema açısından olumlu, benim açımdan dehşete düşürücüydü. Bir Terrence Malick filmini sinemada seyredemeyecek olmanın verdiği hüsran ile yine de neyse dedim, öfkemi bastırıp, filmi HD formatında, Adem ve Asım ile izleme düşüncesiyle kendimi avuttum. Böyle bir teselli ile avunmak, içimdeki kırgınlığı yok etmiş te değildi. Bu durumun tesirinde bir sabah rüyamda filmi izliyor ve izlemiş, sonrasında da bir arkadaşa filmi anlatıyordum. Ve bu notu bloga kaydettiğim gün, ne hoş bir tevafuk oldu.
Birlikte çalıştığımız arkadaş (aynı zamanda rüyada filmi kritik ettiğim kişi) internetten Hayat Ağacı'nın oynadığı yerleri tekrar kontrol etmiş ve filmin İstanbul, Bursa, Malatya ve Mersin'de oynadığını görerek, bana gösterdi. Hayret içinde hemen blogdaki kaydı gösterdim arkadaşıma. Niçin ve Nasıl Mersin'de!..Takip eden günün akşamı filmi beraber, salonda yalnız iki kişi olarak, hayretler içinde izledik. Sinemanın ne olduğunu bize yine sinemanın kendisi ispat ediyordu. İnsanın bir yolcu, ana rahminin ve dünyanın ve kabrin bu yolcu için bir uğrak olduğu gerçeğini afaki ve enfüsi bir görsellik ile adeta sinemanın şiirini yazarak anlatıyordu Malick. 
  
Malick için The New World'den sonra Sinemanın Ozanı demiştim; yanılmışım, 
O Sinemanın Şairi.

Evet tüm bu satırlar sadece filmi izleme sürecimi anlatıyor. Buncası zait görülebilir ama benim için bu bile özel anlam taşıyor. İnşallah söz verdiğim gibi film hakkında da yazacağım.

*Ülkemizde filmi izleyen talihli sayısı içinde ben ve dost. 6077'de 2.

19 12 2011

Rüyada "Hayat Ağacı"


Rüyamda filmi izledim. Hatta film hakkında bir arkadaşla kritik bile yapıyorduk.
İnsanın içine bu kadar mı oturur! 

Üç Boyutlu "Scorsese"



08 12 2011

07 12 2011

Kürk Mantolu Madonna


Nice Raif Efendiler geçip gidiyor sessizce aramızdan.. hangi birini fark edebiliriz? Hangimiz bir Raif Efendi? En azından birinin hayatına böyle bir pencereden bakabilmek güzel bir talih. Karakter analizleri, üslubu ve okunabilirliği ile hem çok kıymetli hem de her okuru sarabilen, kolay ulaşılabilir bir eser.

Kıpırtı


En son ne zaman bir maça tahammül ettiğimi dahi hatırlayamıyorum. Zevksizliğin mekanı olan ligimizden mümkün olduğunca uzakta kalmıştım. Bu akşamki derbinin sonucunu öğrenince, içimde bir kıpırdanma oldu. Ne olursa olsun, Galatasaraylıyım diyemiyorum artık ama en azından GS sempatizanı olduğumda bir gerçek. Fotoğraftaki sahneyi görmeyeli uzun zaman olmuştu. Dolayısıyla özlemimiz de katmerleşmiş. 
Dostum Axel ne kadar da benim bu yazımdan hazzetmeyecek olsa da, devamının gelmesini umuyorum ciddi şüpheler eşliğinde.

GS - FB : 3 - 1

20 09 2011





Amatör ruhun profesyonel yansıması.

24 07 2011

12 07 2011

İzlenen


Film çekildiği topraklardaki aile mefhumuna yakında göz atarak, basit gibi gözüken detaylar üzerinden çok yerinde tespitlerde bulunarak; bunları görsel olarak çok başarılı bir şekilde seyirciye aktarabilmesi ile göz dolduruyor. Tespitler, diyaloglar ve oyunculuklar çok iyi.